Eşimle beraber yaklaşık 1,5 ay önce sinemada bayıla bayıla izlediğim bir film. Hakkında yorum yazmak için niye bu kadar bekledim ben de bilmiyorum. Ne demişler geç olsun güç olmasın :) Sinemaya genelde imax 3d filmleri izlemek için giderim, bu filmin de imax inin çıkması, hakkında çok fazla araştırma yapmadan gitme kararı vermemi sağladı :) (İyi ki de gitmişim)
En arkanın ortasında (en sevdiğim sinema ve en sevdiğim yer demeyin keyfime) izlemeye başladığım film ilk dakikasından itibaren görsel efektlerinin kalitesiyle beni içine almayı başardı. 3D çekimindeki başarının da hakkını vermek lazım, Avatar'dan sonra izlediğim en iyi 3 boyutlu filmdi.
Konusuna gelecek olursak Amerikan uydularından birinin kontrolü yapılırken, Rus uydularından bir tanesi parçalanıyor. Bu parçalanma sonucunda felaketler üst üste geliyor. Uzayda çaresiz durumda kalan 2 astronot dünyaya dönme çabaları sergilerken, yaşadıkları aksilikler seyirciyi nefessiz bırakıyor.
Başrol oyuncularına gelince, Oceans serisinin ünlü aktörü George Clooney ve The Heat filminin de başrol oyuncusu olan Sandra Bullock muhteşem oyunculuklarıyla göz dolduruyor.
Bana göre, 2013 yılında izlediğim en başarılı görsel efekt, 3d çekim ve oyunculuğun sergilendiği film olduğunu söyleyebilirim. Bu saydıklarımdan herhangi biri eksik olsaydı, merak ve gerilimi seyirciye sonuna kadar yaşatmak yerine sıkıcı, bitse de gitsek tarzında olurdu. İzleyecek kişilere önerim, filmi 3 boyutlu izleyemeyecekseniz, dünyanın uzaydan 3 boyutlu görünümü, parçalanan uydunun yüzünüze çarparcasına gelişi gibi muhteşem sahneleri kaçıracağınız için hiç izlememeniz ya da büyük beklentilere girmemeniz olacaktır.
Hayatımda yapmaktan zevk aldığım sporu, yemeği, film - dizi izlemeyi, kitap okumayı... kısacası yaşamıma renk katan her şeyi paylaştığım dünyam :)
24 Aralık 2013 Salı
23 Aralık 2013 Pazartesi
Pırasalı Köfte Tarifi
Köfte benim için serbest çalışma alanı gibidir. Her yapışımda farklı bir sebze, baharat kullanmayı çok severim. Eşimin de her defasında ne var içinde çok güzel olmuş diye tahmin etme çabalarını ise keyifle seyrederim.
Bu yapışımda soğan yerine pırasa kullanmak istedim acaba içine havuç koysam mı diye biraz düşündüm onu da başka zaman yaparım diyip vazgeçtim. Servis etmeden önce üzerine biraz parmesan peyniri serptim bence görüntü ve lezzet olarak çok yakıştı.
Malzemeler;
- 500 gram yarım yağlı kıyma,
- 1 yumurta,
- 5 yemek kaşığı galeta unu,
- 1 diş sarımsak,
- 1 adet pırasa,
- 1 tatlı kaşığı tuz,
- Karabiber, pulbiber, nane, kekik (hepsinden 1 tutam kadar)
Yapılışı;
Öncelikle pırasa ve sarımsağı ince ince doğruyoruz ve kalan malzemelerle beraber çukur bir kaba alıyoruz. Tüm malzemeler özdeşleşene kadar iyice yoğuruyoruz.
Köfte karışımından ceviz büyüklüğünde parçalar alıp elimizle şekillendiriyoruz.
Tavaya zeytinyağı koyup orta ateşte köftelerimizi kızartıyoruz.
İsteğe göre sıcakken üzerine parmesan peyniri serpiyoruz ve sıcak sıcak afiyetle yiyoruz.
Afiyet olsun :)
21 Aralık 2013 Cumartesi
The East - "Doğu (Gizli Dünya)"
Filmin ilk dakikasından itibaren dünya düzenine, insanlara derin mesajlar içererek başlaması, bana ikinci dakikasında bu filmi keyifle izleyebilirim dedirtti. İlk 10 dakikası biraz durağan, konuya giriş içeren devamında ise mısırınızı yerken gözünüzü filmden ayıramayacağınız derecede güzel ilerliyor.
Konusuna gelecek olursak The East adında bir örgüt (kimine göre terörist bir grup), doğaya zarar veren, insanların sağlığıyla oynayarak para kazanan firmaların yöneticilerini, sahiplerini hedef alıyor. Bu insanları kimi zaman ürettikleri ilaca maruz bırakarak, kimi zaman da fabrika atıklarıyla kirlettikleri göle girmelerine zorlayarak neden oldukları felaketi yaşamalarını sağlıyorlar. Filmdeki tabiriyle gözünü para hırsı bürümüş insanlara sabotaj düzenliyorlar. Hani insan izlerken içinden "sen misin insan sağlığıyla oynayan, oh olsun az bile sana" demiyor değil. Tabi bizim iyi kalpli East grubumuzun sabotajları para babalarını rahatsız ediyor. Bu insanların korkularından beslenen özel bir güvenlik şirketi örgütün içine sızmak ve çökertmek için bir ajanını görevlendiriyor. İşte bu ajan, esas kızımız ve aynı zamanda filmin yazarı olan Brit Marling'dir. The East örgütünün başında yer alan, zengin bir ailenin çocuğu olan ama paradan kendini soyutlayan esas oğlanımız ise True Blood dizisinden tanıdığımız Alexandar Skarsgard'dır.
Devamı ve detayları için ise izlemenizi tavsiye ederim :)
Konusuna gelecek olursak The East adında bir örgüt (kimine göre terörist bir grup), doğaya zarar veren, insanların sağlığıyla oynayarak para kazanan firmaların yöneticilerini, sahiplerini hedef alıyor. Bu insanları kimi zaman ürettikleri ilaca maruz bırakarak, kimi zaman da fabrika atıklarıyla kirlettikleri göle girmelerine zorlayarak neden oldukları felaketi yaşamalarını sağlıyorlar. Filmdeki tabiriyle gözünü para hırsı bürümüş insanlara sabotaj düzenliyorlar. Hani insan izlerken içinden "sen misin insan sağlığıyla oynayan, oh olsun az bile sana" demiyor değil. Tabi bizim iyi kalpli East grubumuzun sabotajları para babalarını rahatsız ediyor. Bu insanların korkularından beslenen özel bir güvenlik şirketi örgütün içine sızmak ve çökertmek için bir ajanını görevlendiriyor. İşte bu ajan, esas kızımız ve aynı zamanda filmin yazarı olan Brit Marling'dir. The East örgütünün başında yer alan, zengin bir ailenin çocuğu olan ama paradan kendini soyutlayan esas oğlanımız ise True Blood dizisinden tanıdığımız Alexandar Skarsgard'dır.
Devamı ve detayları için ise izlemenizi tavsiye ederim :)
20 Aralık 2013 Cuma
Zeytinyağlı Kurutulmuş Yeşil Fasulye Tarifi
Kurutulmuş sebzelerle yapılan yemekleri, yoğun sebze aromasından dolayı çok lezzetli bulurum. Anneciğimin yazın kuruttuğu sebzelere her yıl ortakçı çıkar, ben de bu güzel ve sağlıklı lezzetlerden faydalanırım. (Annelerimiz olmasa ne yaparız bilemiyorum...)
Malzemeler
- 1 su bardağı kurutulmuş yeşil fasulye,
- 2 adet büyük kuru soğan,
- 2 adet büyük domates,
- 1 tatlı kaşığı biber salçası,
- 1 tutam tuz
Fasulyelerimizi iyice yıkayıp, tencereye alıyoruz. Üzerine 2 litre su ilave edip, yüksek ateşte 1 saat kadar haşlıyoruz (Düdüklü tencere ile yarım saatte haşlayabilirsiniz).
Soğanları küp küp doğrayıp, üzerine tuz ekleyip kavuruyoruz. Soğanlar pembeleştikten sonra domates, salça, haşlanmış fasulye ve 1 çay bardağı suyu ilave edip kısık ateşte domatesler pişene kadar (10 dk) pişiriyoruz. Yemeğimizi 10 - 15 dk dinlendirdikten sonra servis ediyoruz ve afiyetle yiyoruz.
Afiyet olsun :)
18 Aralık 2013 Çarşamba
Glutensiz Kestane ve Cevizli Pasta Tarifi
Başlığı okuyunca glutensiz pasta da nerden çıktı diye düşünebilirsiniz. İş arkadaşım Filiz'in çölyak olma ihtimalini öğrenmesiyle başladığı diyeti, pastanın çıkış noktası oldu. 2 hafta önce bize kahvaltıya geldiğinde her türlü unlu mamule hasret kalmış arkadaşım için bir jest yapmak istedim... Sonuç beklemediğim kadar başarılı bir pasta ortaya çıktı. Filizciğim de koca 2 dilim yedi, afiyet şeker bal olsun.
Malzemeler:
Keki için;
- 1 su bardağı + 1 yemek kaşığı pirinç unu,
- 2 yumurta,
- 1 çay bardağı zeytinyağı,
- 1 paket kabartma tozu,
- 1 su bardağı şeker,
- 2 yemek kaşığı kakao,
- 1 su bardağı süt
- 1 su bardağı süt,
- 50 gram kuvertür çikolata (yoksa 2 tatlı kaşığı kakao, 1 yemek kaşığı şeker, 1 tatlı kaşığı tereyağı)
Muhallebisi için;
- 2 su bardağı süt,
- 2 yemek kaşığı pirinç unu,
- 1,5 yemek kaşığı mısır nişastası,
- 3 yemek kaşığı şeker
- Ceviz,
- Kestane
Yapılışı
Öncelikle kelepçeli kek kalıbımızı tereyağı ile yağlayıp dolaba kaldırıyoruz. Fırınımızı 180 dereceye ayarlayıp kek malzemelerimizi hazırlmaya başlıyoruz. Çukur bir kaba yumurta ve şekeri alıp iyice çırpıyoruz. Sonra üzerine süt ve yağı ekleyip karıştırmaya devam ediyoruz. Sıvı karışımımızın üzerine sırasıyla elekten geçirdiğimiz un, kabartma tozu, kakaoyu ekleyip yavaşça karıştırıyoruz. Karıştırma işlemimiz bitince kabımızın altını bir kaç kez mutfak tezgahına vuruyoruz (hava kabarcıkları çıksın). Dolaba kaldırdığımız kek kalıbına karışımı boşaltıyoruz ve doğruca fırının orta gözüne gönderiyoruz. 20 - 25 dakika sonra kekimiz pişmiş olacaktır.
Keki ıslatmak için tavaya süt ve kuvertür çikolatayı alıyoruz. Kısık ateşte çikolata eriyene kadar karıştırıyoruz.
Muhallebi için süt, un, şeker ve nişastayı orta ateşte kaynayana kadar devamlı karıştırarak pişiriyoruz. Kaynadıktan sonra ise ateşi kısıp 2 -3 dk. daha karıştırarak pişirmeye devam ediyoruz. Soğuyana kadar ara sıra karıştırmaya devam ediyoruz.
Fırından çıkan sıcacık kekimizin üzerinde kürdanla delikler açıp, hazırladığımız sosu her tarafına döküyoruz.
Soğuyan muhallebimizi ıslattığımız kekin üzerine yayıp, kestane ve ceviz ile süslüyoruz.
Afiyet olsun...
12 Aralık 2013 Perşembe
Kaliforniya Biberli Et Sote
Kaliforniya biberleri dolgun, sulu lezzeti ile çiğ halini bile severek yediğim bir çeşittir. Geçen gün markette 3 farklı renkte (turuncu, sarı, kırmızı) biberleri görünce renkli renkli dolma yaparım niyetiyle aldım. Ama gün boyunca hiç protein tüketmediğimi farkedince bu tarifi yapmaya karar verdim. Sonuç bol vitaminli, proteinli ve lezzetli bir akşam yemeği oldu.
Malzemeler:
- 1 adet sarı kaliforniya biberi,
- 1 adet turuncu kaliforniya biberi,
- 1 adet kırmızı kaliforniya biberi (Bu biberleri bulamıyorsanız dolmalık ve kırmızı biber kullanabilirsiniz.)
- 2 adet büyük boy kuru soğan,
- 2 adet domatesin kurusu,
- 4 - 5 diş sarımsak,
- 500 gram kuşbaşı et
Yapılışı:
Öncelikle kuşbaşı doğranmış etlerimizi düdüklü tencereye alıp önce yüksek ateşte kavuruyoruz, sonra kısık ateşte düdüklünün kapağını kapatıp 45 dk. pişiriyoruz. Etlerimiz pişirken soğan ve biberlerimizi iri parçalar halinde doğruyoruz.
Geniş bir tencereye 2 yemek kaşığı kadar zeytinyağı koyup önce sarımsakları sonra doğradığımız biber ve soğanları koyuyoruz. Yüksek ateşte biberlerin rengi dönene kadar kavuruyoruz. (Yüksek ateşte sebzeleri kavurmak içlerinin sulu sulu kalmasını sağlıyor.)
Kurutulmuş domateslerimizi küçük küçük doğrayıp kavrulan biberlerin arasına ekliyoruz. Pişmiş etlerimizi ve yarım çay bardağı suyu tencereye ekleyip ocağın altını kısıyoruz. Et ve sebzeler özdeşleşinceye kadar piştikten sonra ocağın altını kapatıyoruz. (Yaklaşık 10 dk.)
Etlerimiz afiyetle yemek için hazır :)
Afiyet olsun :)
11 Aralık 2013 Çarşamba
Annelik Akademisi - "Bebeğimi Beklerken"
İki hafta önce bir arkadaşımın haber vermesi ile bu kitabı kampanya kapsamında ücretsiz olarak aldım (Sadece 6 tl kargo ücreti ödedim). Kampanyaya başvuran herkese kitabın ücretsiz dağıtılması hem çok hoşuma gitti hem de biraz düşündürdü. Başvurumdan bir hafta sonra kitap elime ulaştı. Hemen okumaya başladım. Kitap baştan sona bebek nasıl oluşur, gelişir dünyaya gelir sıralamasına uygun bir kronolojide ilerliyor. Ayrıca anlatılan konularla ilgili resimli açıklamaların olması daha net anlaşılmasını sağlıyor. Aslında ders kitabının bir doz hafifletilmiş hali de diyebilirim. Sanırım hamile kalmadan önce bu kitabı okusam ne kadar teorik bilgi var diyip ya yarıda bırakır ya da oflaya poflaya zorla sonunu getirirdim. Ama hamile olunca her bebeğin bir mucize olduğunu farkettim ve bütün o teorik sıkıcı bilgileri öğrenmek için severek kitaplar okudum, araştırmalar yaptım..
Gelelim bu kitapta en çok hoşuma giden konulara... Gebelik süresince yapmanız gereken testlerin listesine yer vermesi farkındalık oluşturmak adına bence doğru bir yaklaşım olmuş. Bu testleri hemen hemen her doktor istiyor ama yine de ne zaman ne yapılacağını bilmek biz gebeler için iç rahatlatıcı bir durum.
Bir diğer takdir ettiğim nokta da çalışan anneler için ne gibi haklarının olduğuna yer verilmesi. Hamilelerin doğum izninden süt iznine, çalışma koşullarından doğum yardımlarına kadar yasal hakları anlatılıyor (Bu bilgiye yer verilmesinde yazarın kadın olmasının da etkisi olabilir - Prof. Dr. Sabiha Paktuna Keskin). Caaanım ülkemde hala kadının insan yerine konulmayıp yapacağı çocuk sayısına, doğum yöntemine, kürtaj hakkına karışıldığı şu günlerde, bizi koruyan bu yasaları tüm kadınların bilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Başka hoşuma giden bir konu da yeni doğan için yapılan taramalar ve testlerin detaylı anlatıldığı bölüm. Açıkçası doğum sonrasında çocuğuma ne yapıyorlar, niye bana vermiyorlar evhamlarını yaşamayı engellemesi açısından bu süreç hakkında bilgi sahibi olmak gerekiyor.
Özetle gebelik, doğum, bebek hakkında bilgi dağarcığıma kattığı bir çok yeni bilgi nedeniyle bu kitap oldukça hoşuma gitti ve benden geçer not aldı. Gebelik sürecimi tamamlayana kadar bazı bölümleri tekrar tekrar okuyacağımı düşünüyorum.
Gelelim bu kitapta en çok hoşuma giden konulara... Gebelik süresince yapmanız gereken testlerin listesine yer vermesi farkındalık oluşturmak adına bence doğru bir yaklaşım olmuş. Bu testleri hemen hemen her doktor istiyor ama yine de ne zaman ne yapılacağını bilmek biz gebeler için iç rahatlatıcı bir durum.
Bir diğer takdir ettiğim nokta da çalışan anneler için ne gibi haklarının olduğuna yer verilmesi. Hamilelerin doğum izninden süt iznine, çalışma koşullarından doğum yardımlarına kadar yasal hakları anlatılıyor (Bu bilgiye yer verilmesinde yazarın kadın olmasının da etkisi olabilir - Prof. Dr. Sabiha Paktuna Keskin). Caaanım ülkemde hala kadının insan yerine konulmayıp yapacağı çocuk sayısına, doğum yöntemine, kürtaj hakkına karışıldığı şu günlerde, bizi koruyan bu yasaları tüm kadınların bilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Başka hoşuma giden bir konu da yeni doğan için yapılan taramalar ve testlerin detaylı anlatıldığı bölüm. Açıkçası doğum sonrasında çocuğuma ne yapıyorlar, niye bana vermiyorlar evhamlarını yaşamayı engellemesi açısından bu süreç hakkında bilgi sahibi olmak gerekiyor.
Özetle gebelik, doğum, bebek hakkında bilgi dağarcığıma kattığı bir çok yeni bilgi nedeniyle bu kitap oldukça hoşuma gitti ve benden geçer not aldı. Gebelik sürecimi tamamlayana kadar bazı bölümleri tekrar tekrar okuyacağımı düşünüyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



